Gazeteci Işık: Münih Konferansına katılmak siyasi bir güç olarak tanınma anlamına geliyor
İSTANBUL - Gazeteci Fehmi Işık, Mazlum Ebdî ve Îlham Ehmed'in Münih Konferansı'na katılmasının siyasi bir güç olarak tanınma anlamına geldiğini söyledi.
Almanya'nın Münih kentinde gerçekleştirilen 2026 Münih Güvenlik Konferansı 13-15 Şubat tarihlerinde gerçekleştirildi. Konferans, yaklaşık 120 ülke ve 450 üst düzey temsilcinin katılımıyla küresel güvenlik gündemini masaya yatırırken, Suriye'deki siyasi ve güvenlik dinamikleri de yoğun şekilde tartışıldı. Münih Güvenlik Konferansı'nda yıl en dikkat çekici gelişmelerden biri, Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdî ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı Îlham Ehmed'in uluslararası arenada yer alması oldu. Abdî ve Îlham Ehmed'in konferansa katılımı, Rojava Kürtlerin uluslararası diplomasi sahnesinde doğrudan temsil edildiği bir ilk olarak gerçekleşti. Ebdî ve Îlham Ehmed, konferans boyunca üst düzey devlet ve hükümet yetkilileriyle bir dizi temas gerçekleştirdi.
Konferansa Rojava Kürtlerinin davet edilmesini değerlendiren gazeteci Fehmi Işık, Ebdî ve Îlham Ehmed'in konferansa katılımının beklenen bir şey olduğunu belirterek, "Bildiğini gibi Rojava'ya dönük uluslararası bir saldırının ardından Özerk Yönetim ile Suriye Geçici Hükümeti arasında mutabakat imzalandı. Bu görüşmenin olacağın işaretlerini ABD Temsilciler Meclisi'ndeki toplantıda görmüştük. O toplantıda Rojava'ya yönelik çok güçlü bir destek çıkmıştı. Hemen ardından birçok Avrupa ülkesi başta Portekiz ve Hollanda olmak üzere parlamentolar Rojava'daki Kürtlerin korunmasına ve destek olunmasına dönük öneli kararlar aldı. Bu kararların hemen ardından da Avrupa Parlamentosu'nda önemli bir toplantı gerçekleşti ve bu toplantıda çok açık bir mesaj verildi. Bu mesaj, Kürtlere dönük saldırılar kabul edilmeyeceğine dair net bir mesaj verildi. Aynı şekilde Şam Geçici Yönetimi'ne de ciddi uyarılar vardı. Bu mesajın ardından 13-15 Şubat'ta Almanya'nın Münih kentinde gerçekleştirilen Münih Güvenlik Konferansı, QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ehmed katıldı. Münih Güvenlik Konferansı uzun yıllardır yapılan bir konferanstır. Şimdi Kürtler daha önce de bu tür konferanslara katılmıştır. Ama bu sefere tüm dünyanın güvenliğini ilgilendiren tüm başat konuların tartışıldığı bir konferans olması önemliydi" diye konuştu.
'KÜRTLER KONFERANSIN GÜNDEMİNİ BELİRLEDİ'
Konferansa katılımın birçok siyasi ve diplomatik önemi olduğunu vurgulayan Işık, "Mazlum Ebdî ve Îlham Ahmed, Rojava Özerk Yönetimi ilk kez QSD'yi temsilen bu konferansa katıldılar. Ama Suriye resmi heyetinin bir parçası olarak konferansta yerlerini aldılar. Bu önemli bir diplomatik başarıdır. Mazlum Ebdî ve Îlham Ehmed konferansa katıldığı andan itibaren neredeyse konferansın gündemi tamamen Kürtler oldu ve bu Kürt lider üzerinden görüşmeler oldu. İki Kürt liderin dünya medyası tarafından olumlu yönde çokça gündem oldu. Bu açından bakıldığında Kürtler konferansın gündemini belirleyen bir konumda oldu.
KÜRTLERİN DİRENİŞ KARARI TABLOYU DEĞİŞTİRDİ
Bu konferansı değerlendirirken bu gelişmeleri belirtmekte yarar var. Konferansın öncesinde Batılı ülkelerin onayı ve sessiz kalmasıyla HTŞ'nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine dönük bir ciddi saldırıları oldu. Ardından tüm Rojava'ya dönük kapsamlı bir imha tasfiye konsepti devreye girdi. Batılı ülkeler, Kürt bölgelerinin tümünü Ahmet el Şara'ya teslim etmek istiyorlardı. Bu saldırılara karşı Mazlum Ebdî ciddi riskler üstlenerek salt savaş olmasın diye ciddi tavizlerde de verildi. Çünkü burada meselenin savaş değil, gerçekten oradaki halklarla birlikte güçlü bir yaşam istediklerinin altını çizmişti. Buna rağmen saldırılar artı ve bir teslimiyet antlaşması dayatılınca direniş kararı alındı. Kürtler bu direniş kararıyla aslında 'Biz kendi geleceğimizi kendimiz belirlemek istiyoruz' dediler. Kürtlerin direnişi 6 Ocak öncesi plan yapanların bir kez daha şapkalarını önlerine komasına neden oldu ve tablo değişti. Tabloyu değişince 18 Ocak'ta dayatılan teslimiyet antlaşmasını değişti ve 29 Ocak'ta yeni bir antlaşma imzalandı, bu önemli bir başarıydı. Burada bir şeyin altı net çizildi, Kürtler kendi bölgelerinde kendilerini yönetmekten vazgeçmiyorlar. Aynı şekilde güvenliklerini sağlamaktan da vazgeçmiyorlar. Askeri anlamda dış saldırılara karşı kendi güvenliklerini korumak amaçlı yeni bir model geliştirdiler. Ama sorunlar ve tehlikeler devam ediyor. Bu saldırıların en büyüğü ise Kobanê'ye dönük kuşatmanın devam etmesidir. Hala çok ciddi riskler var, hala çok ciddi sorunlarımız var. Ama genel tabloya baktığımızda Münih Güvenlik Konferansı'yla birlikte bir tablonun çizildiğini söyleyebiliriz."
'MÜNİH KONFERANSI KATILMAK SAYASİ GÜÇ OLARAK TANINMADIR'
Münih Güvenlik Konferansı'na katılmanın siyasi bir güç olarak tanınma anlamına geldiğini söyleyen Işık, bunun Rojava Özerk Yönetimi'nin tanıması anlamına gelmediğini ifade etti. Kürtler, Rojava'da 2014'ten bu yana sadece askeri ittifak üzerinden tanınan ve bilinen bir güç olduğunu kaydeden Işık, "Bu nedenle ilişkileri daha çok perde arkasında askeri ittifaklar şeklinde sürdürüyorlardı. Siyaseten zamana zaman eski Suriye Demokratik Meclisi Eşbaşkanı Îlham Ehmed ABD gitti, daha sonra Dış İlişkiler Eşbaşkanı olarak da farklı ülkeleri ziyaret etti. Ama siyasi olarak hiçbir zaman resmi bir tanınma gerçekleşmedi. Daha çok sivil toplum kuruluşları üzerlerinden çeşitli görüşmeler yapıldı. Ama Münih Güvenlik Konferansı'nda ilk kez hem siyasi hem de askeri olarak tüm dünyanın siyasetçileri tarafından kabul edildiler. Bu elbette resmi anlamda güç olarak bir tanınmadır" şekline konuştu.
GELECEKTEKİ SÜRECE OLUMLU ETKİLERİ
Münih Güvenlik Konferansı'nda QSD kimliğiyle katılmasının gelecekteki süreci olumlu yönde etkileri olacağını aktaran Işık, "Münih Güvenlik Konferansı'nın geleceğe etkileri olacaktır. Fakat şu tehlikeye dikkat çekmekte yarar var. Evet, Kürtler o konferansa katıldı; ama hala Rojava'da sorunların yüzde 90 çözülmüş değil. Suriye Geçici Hükümeti'yle yapılan antlaşma maddelerinin yüzde 10'u dahi hayata geçirilmemiş. Henüz çokça tartışılan kritik ve önemli maddeler var. Dolayısıyla bu süreçten sonra uluslararası güçler, Fransa, ABD başta olmak üzere Batılı devletler, Kürtlere verdikleri sözlerden bir kez daha caymazlarsa ve Suriye Geçici Hükümeti üzerindeki baskılarını artırırlarsa, antlaşma tam anlamıyla hayata geçerse Kürtler açısından ciddi olumlu değişiklikler yaşanabilir. Ama Suriye Geçici Hükümeti'nin geçmişini hepimiz biliyoruz. İŞİD artıklarının da içinde olduğu selefi guruplar oluşan HTŞ, şu anda Suriye iktidardadır. Böyle bir iktidar kendi önlerinde engel olan herkesi yok etmek için fırsat kollayacaktır. Daha bir yıldır Suriye yönetiminde yer alıyorlar, gelir gelmez Alevileri katlettiler, hemen ardından Dürzilere yöneldiler. Daha sonra da Türkiye'nin desteğiyle de Kürtlere saldırdılar. Yani hepsine dönük çok açık bir soykırım politikası izlediler. Uluslararası güçlerin tutumu ve Kürtlerin direnişi, HTŞ'ye geri adım attırdı. Ama yarın öbür gün bunların koşullarını tekrara yarattıklarında bunlar yeniden saldırmayacaklarının hiçbir garantisi yok. Dolayısıyla Münih toplantısı ya da diğer diplomatik girişimler, uluslararası güçlerle ilişkiler, bu yanıyla çok önemlidir" ifadelerini kullandı.
'MÜNİH KONFERANSI'NDA KONUŞULAN KONULAR'
Ebdî ve Îlham Ehmed'in yürüttükleri temaslarda Rojava'nın çözüm bekleyen temel sorunlarının ele alındığını ifade eden Işık, şöyle devam etti: "Konferansta konuşulan en önemli konulardan biri Suriye Geçici Hükümeti ile QSD arasında imzalanan 29 Ocak Antlaşması'nın yaşama geçirilmesi konusuydu. Eğer bu yaşam geçirilecekse bunun uluslararası garantörleri olmalıdır. Ama şimdiye kadar hiçbir devlet resmi olarak garantör olmamış. Bunda sadece sözlü teminat vermiş. En son Mazlum Ebdî açıkladı. Anlaşmaya ABD Devlet Başkanı Donald Trump sözlü teminat olarak kefalet verdiğini söyledi. Bir anlamda anlaşmanın hayata geçirilmesi için takipçi olacağını söyledi. Bu bir sözlü garantörlüktür, resmi garantörlük yok. Bu sürecin akamete uğramaması için Suriye'de Kürtlerin, Alevilerin ve Dürzilerin güvenliğinin sağlanması için gerçekten garantörler bunu nasıl işletecek. Kürtler bu antlaşmanın gereğini yerine getirdiklerini ve antlaşmaya bağlı kaldıklarını söylediler. Ama esas itibariyle HTŞ'nin içinde bu antlaşmanın provokatif yaklaşımlara karşı, antlaşmanın korunması konusunda muhataplarına endişelerini iletmişler. Konferansta konuşulan en önemli konulardan biri buydu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bunu açıkça dile getirdi. Macron, Kürtlerin sadece kendileri için değil, dünyanın güvenliği ve özellikle Fransa'nın güvenliği için ağır bedeller ödediğini söyledi. Bu yönüyle Rojava'ya borçlu olduklarını ve bir daha benzeri bir durum yaşanmaması için ellerinden gelen tüm çabayı göstereceğini söyledi."
'HENÜZ RESMİ GARANTÖRLÜK YOK'
Münih Güvenlik Konferansı'nın geçekleştirildiği sıra Kobane'de 12 yaşında bir çocuğun tedavisi yapılmadığı için yaşamını yitirdiğini hatırlatan Işık, "Bu da bize gösteriyor ki Suriye Geçici Hükümeti'nin bu anlaşmanın bir bütün olarak yaşama geçirilmemesi ve Kürtlerin kendi topraklarında kendilerini yönetme konusuna bir engelleme olduğunu gösteriyor. Bununla ilgili bir antlaşma var, ama bunların hiçbirinin bir yasal güvencesi yok. Suriye'de henüz bir anayasa yok, bunun ötesinde uluslararası güçlerin bu anlamda bir garantörlüğü de yok. Bunlar ciddi bir sorun. Bunlar aşılmadıkça kimsenin bir rehavete kapılmaması gerekiyor" diye ekledi.
MA / Esra Solin Dal