Uluslararası Kadın Konferansı’nda rota çizildi: Demokratik Kadın Konfederalizmi

  • kadın
  • 09:08 29 Kasım 2022
  • |
img
ANKARA - Uluslararası Kadın Konferansı’nın hedefinin “Dünya demokratik kadın konfederalizmi’ olduğunu belirten TJK-E Dış İlişkiler Sözcüsü Melike Yaşar, “Direniş tek başına yetmez. Demokratik, kolektif mücadelenin kurumsallaşması gerekiyor” dedi. 
 
Eril kapitalist sisteme karşı çıkış yolunun arandığı bir dönemde yüzlerce kadın Almanya’nın Berlin kentinde bir araya gelerek, alternatif sistemi tartıştı, kararlar aldı. Konferansa ise “Jin, jiyan, azadî” sloganı etrafında İran ve Rojhilat’ta büyüyen direniş damgasını vurdu ve alınan kararların rengini belirledi. Kadınlar Geleceği Örüyor Ağı öncülüğünde “Devrimimiz: Hayatı Özgürleştirmek” şiarıyla 5-6 Kasım tarihlerinde düzenlenen 2’nci Uluslararası Kadın Konferansı’na, Kürt kadın hareketi başta olmak üzere 41 ülkeden 800 kadın katıldı.
 
Konferansa dair konuştuğumuz Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) Dış İlişkiler Sözcüsü Melike Yaşar, “Dünya demokratik kadın konfederalizmi” oluşturmak hedefiyle yola çıktıklarını belirtti.
 
Konferansa katılım nasıldı? Hangi ülke ve çevrelerden katılım oldu? 
 
Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Asya'ya 41 ülkeden 800’e yakın kadın katıldı. 800’e yakın diyoruz çünkü tercümanları, organizede, hazırlık komitesinde, lojistikte, ulaşımda yer alan kadınları saymadık. Bunları da sayarsak, bine yakın kadın ikinci konferansı gerçekleştirmiş oldu. Ortadoğu’dan çok fazla talep vardı ancak hepsi vize alamadı. Balkan ülkelerinden Ukrayna, Macaristan, Polonya gibi ülkelerden çok katılım vardı. Daha fazla kişiyi kabul etmek isterdik ancak yoğun başvurudan dolayı kaydı konferansa bir ay kala durdurmak zorunda kaldık. Ülkelere dağılıma göre kişi sayısını kabul ettik. Çünkü yer sıkıntımız vardı ve Eylül ayından itibaren Almanya'da yeniden pandemi nedeniyle bazı tedbirler alındı. Hazırlıklarımız, şartlar doğrultusunda 700 katılımcı içindi. Berlin'deki Kürt Kadın Meclisi’yle birlikte bu çalışmayı organize ettik. Farklı ülkelerden gelen kadınlar Kürt evlerine misafir oldular. Amaçlarımızdan biri de farklı ülkelerden gelen kadınların Kürt kadınların misafirperverliğini, yaşamlarını görmeleri ve kolektif yaşamı gerçekleştirebilmekti.
 
Konferans moralli ve güçlü geçti. Ama sistem, Rojava’daki saldırıyla birlikte bu sevinci kursağımızda bırakmaya çalıştı. DAİŞ’in yenildiği, ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganının pratikleştiği Kobanê’ye saldırdı. Kadınların öncülük ettiği mücadeleye dönük bir tahammülsüzlüğün olduğunu biliyoruz. Bu saldırıları bundan bağımsız ele almıyoruz. Bu saldırılar da kadınların mücadelesine dönüktü. Ama Kadınlar Geleceği Örüyor Ağı, bu saldırılara cevap olacaktır. Çünkü konferans sonrası açığa çıkan irade bunu gösterdi. Saldırılar başlar başlamaz, konferansa katılan kadınlar dayanışma mesajları gönderip ne yapabileceklerini sordu. Saldırılara karşı ortak mücadele vurgusu yapıldı.
 
 İlkinin gerçekleştiği 2018 yılına dönecek olursak; hangi ihtiyaçtan dolayı bu konferansı düzenliyorsunuz?
 
 
 2015’ten itibaren dünyanın birçok yerinde kadınların ortak mücadele çağrısı ortaya çıktı. ‘Nasıl özgün bir örgütlenmeye gidebiliriz’ sorusu üzerinden 2018 yılında Frankfurt’ta 1’inci Uluslararası Kadın Konferansı’mızı gerçekleştirdik ve kadın konfederalizmini inşa etmek üzerinden perspektif ortaya çıktı. 
 
2000’li yıllarda özellikle 2015’ten itibaren dünyanın birçok yerinde kadınların ortak mücadele çağrısı ortaya çıktı. Latin Amerika’da sınırlar ötesi kadın grevleri, Arjantin’deki Ni Una Menos Hareketi büyük bir eylem ağı oluşturdu. Asya’da, Ortadoğu’da, Avrupa’da benzer örgütlenmeler oldu. Türkiye ve Kürdistan’da da Kadınlar Birlikte Güçlü’den tutalım birçok farklı platformda mücadele ortaya çıktı.  Erkek egemen sistem, tüm araçlarıyla kadınlara dönük bir saldırı gerçekleştiriyor. Buna karşı da kadınların ortak mücadele ihtiyaçları var. 2018 yılına gelmeden önce bu tartışmalar Kürt kadın hareketi tarafından yapıldı. Kürt kadın hareketi, özellikle Rojava Devrimi’yle birlikte tüm dünya tarafından tanındı. Rojava’nın 40 yıllık bir mücadelenin sonucu olarak ortaya çıktığına dair gerçeklik açığa çıktı. Bununla birlikte, Kürt kadın hareketi, hem mücadelesini tanıtmak hem de dünyadaki birçok kadın hareketiyle ortak hareket etmek için birçok alanda temsiliyetler üzerinden çalışmalar yürüttü ve bu çalışmalarla ortak mücadelenin şart olduğu belirlendi. Dünyada birçok kadın platformu, oluşum ve örgüt var ancak dünyadaki bu özgün örgütlenme ve ortak mücadelenin mekanizmaları oluşturulmamıştı. Tüm bunların reddi üzerinden değil de bunların deneyimleri, birikimlerini de bir araya getirerek ‘nasıl özgün bir örgütlenmeye gidebiliriz’ sorusu üzerinden 2018 yılında Frankfurt’ta birinci kadın konferansımızı gerçekleştirdik. Tüm kıtalardan, farklı kadın hareketlerinden, siyasi partilerden, hatta devlet kurumlarında çalışan kadınların katılımıyla gerçekleştirilen konferansta, kadın konfederalizmini inşa etmek üzerinden perspektif ve öneri sunulmuştu.
 
Kadınlar olarak deneyimlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Ataerkil sistemin bize karşı geliştirdiği saldırılara karşı nasıl bir mücadelenin kurulması gerektiği ihtiyacıyla gerçekleştirildi konferanslar. Sistemin kadınlara karşı yürüttüğü savaşa sadece günlük eylem ve etkinliklerle, birbirinin mücadelesini selamlayarak, dayanışarak değil, ortak mücadele alanlarını nasıl oluşturacağımızı tartıştığımız konferanslar oldu.
 
Peki ilk konferansta aldığınız ancak hayata geçiremediğiniz kararlar oldu mu? İlk konferanstan sonra neler yaptınız?
 
İlk konferanstan sonra hedef alanlarda, yerellerde ülke ve kıtalar düzeyinde konferanslar yapmak ve bu ağı örgütlemek olacaktı. Ama maalesef yine sistemin bir savaşı olarak pandemi belası ortaya çıktı ve çalışmalarımızı engelledi. Tartışmalar çevrimiçi düzeyinde yürütüldü. Birçok yerde yerel konferanslar da yapıldı. Ama planladığımız biçimde olmadı. Bir ülkede ne kadar kadın hareketi, örgütü varsa bir araya gelip konferans yapıp bununla ikinci konferansa gitme gibi bir hedefimiz vardı. Bunu yapamadık ancak çevrimiçi yaptığımız tartışmalarla ikinci konferansın belge ve programı ortaya çıktı.
 
İkinci konferansın teması neydi? “Jin, jiyan, azadî” sloganının tüm dünyada yayıldığı bir dönemde yapılması, konferansın planlamasına ve temasına etki etti mi?
 
Kürt kadın hareketi ve dünya kadınları açısından çok önemli bir konferanstı. Özellikle İran başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde kadınların sisteme karşı bir isyanı var. Konferansımızın ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganının yayıldığı bir döneme ve tarihe denk gelmesi tesadüf olsa da kadınların bir araya gelerek ortak mücadele alanlarını oluşturma ve sisteme karşı ortak isyana geçme taleplerine bir nefes de oldu. Abdullah Öcalan’ın felsefesini geliştirdiği ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganının dünyaya mal olduğunu ve yaşam felsefesi olarak ele alındığını dile getirdik. Konferansın ana teması da bir şekliyle buna dönüştü. ‘Dünya demokratik kadın konfederalizmi’ oluşturmak hedefiyle yola çıktığımız konferansımızda, konfederalizmin ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganıyla gerçekleşeceğine dair bir yansıma oldu.
 
Konferansın temel konuları, güncel gündemlerden ziyade ‘nasıl yaşamalı’, ‘ne yapmalı’ ve ‘nereden başlamalı’ sorularına aranan yanıtlar oldu. Kadınlar olarak nasıl yaşamak istiyoruz, bunun için ne yapacağız ve nereden başlayacağız.
 
 İran ve Rojhilat’taki mücadele nasıl ele alındı? Hangi değerlendirmeler yapıldı?
 
Uluslararası ve ana akım medyanın ‘bir kadın, başörtüsünü kurallara göre takmadığı için katledildi’ ya da ‘saçı görüldüğü için katledildi’ gibi yetersiz olan değerlendirmeleri aşan bir tartışma oldu. Evet, bir başörtü üzerinden katliam gerçekleşiyor ama süren mücadele kadınların sisteme karşı bir itirazı. Meseleyi sadece başörtüsüne bağlamak eksik olur. Kadınların talebi sadece başörtüsünü çıkarmak değildir. Başörtülü kadınlar da sisteme itiraz ediyor, isyan ediyor. İran ve Rojhilat’taki isyanlarda eylemler toplumsal bir ayaklanmaya döndü. Erkekler ‘Jin, jiyan, azadî’ demeye başladı. Konferansta, İran'daki kadın mücadelesini sadece selamlayan, dayanışma içerisinde olan bir pozisyonda olmamamız gerektiği de belirtildi. Ortak mücadelenin önemi açığa çıktı ve İran’daki mücadeleden aldığımız ilhamın konferansı da güçlendirdiği, ütopyalarımızı gerçekleştirmek için bir adım olduğunu ifade ettik.
 
21’inci yüzyılda, kapitalist sistemin durumunu da göz önünde bulundurursak ortak kadın mücadelesi nasıl bir öneme sahip oluyor?
 
 
 ‘21’inci yüzyılın kadın özgürlük yılı olacağını’ sadece biz değil sistemin kendisi de buna ikna. Bunun için çok hoyratça saldırıyor, kendine göre bazı düzenlemeler yapıyor.
 
Kürt kadın hareketi, ‘21’inci yüzyılın kadın özgürlük yüz yılı olacağı’ belirlemesine inandığı için bu yüz yıl içerisindeki uluslararası düzeyde kadın hareketleriyle ortaklaşma stratejisi de biraz buna denk geliyor. Buna inanıyoruz. Sistemin bu yönlü hoyratça ve vahşice kadına karşı saldırısı da bunun bir örneği. Aynı zamanda sistem, kadın mücadelesinin yanındaymış gibi yaparak mücadeleyi pasifize etmek için birçok yol ve yöntem kullanmaya başladı. Kürtaj yasağına karşı mücadelede çeşitli yasaları getirerek bunu yaptı. Ya da yasalarda bazı düzenlemelere giderek yapıyor. Yani, ‘21’inci yüzyılın kadın özgürlük yılı olacağını’ sadece biz değil sistemin kendisi de buna ikna. Bunun için çok hoyratça saldırıyor, kendine göre bazı düzenlemeler yapıyor. 2022 yılının sonuna doğru böylesi bir konferansın gerçekleştirilmesi şöyle bir şeyi de açığa çıkardı; kadınların mücadeleleri son yıllarda ortaya çıkmadı, son yıllarda birçok yerde kadınlar tarafından toplumsallaşan mücadeleler vardı. Fakat öncülük olmadığından ya da ne istediğimizi iyi belirlemediğimizden, alternatif bir örgütlenme ve sistem yaratamadığımızdan ötürü yürütülen mücadeleler kendi döneminde kaldı. Evet o mücadeleler yürütüldü fakat elde edilen sonuç ve kazanımlar ortak kazanıma dönüştürülemedi.
 
 Kadınların öncülüğünde yürütülüp de ortak bir kazanıma dönüşen mücadeleler olmadı mı hiç? 
 
Bu bilinçle verilen mücadeleler tabi ki oldu. Mesela Rojava’daki ‘Kadın Devrimi’nde kadınlar; ‘Burada sadece toprakları değil, kadınları da özgürleştirdik’ dedi. ‘Kadın özgürlüğünün toplumun özgürlüğü olduğunu’ sıkça ifade ettiler. Fakat ‘dünyanın birçok yerinde kadınlar hala hakları için sisteme karşı mücadele ediyorsa ve özsavunma sistemi hala yoksa özgürüz diyemeyiz’ dediler. Dolayısıyla bu mücadelelerin, deneyimlerin bir yerde birikip bunun ortak bir mekanizmaya dönüşmesi gerekiyor. Ortak mekanizmaya dönüştüğü zaman kazanımları koruyabiliriz. Kürt kadınları sıkça şunu söylüyor; ‘en büyük özsavunmamız silahımız değil öz örgütlülüğümüzdür.’ Çünkü kendisine ait sistemi, alternatifi var. ‘Ne var olan sistemin bir parçası, ne de sisteme alternatif olarak çıkan bir sistem, biz üçüncü yoluz’ diyoruz. Kadın öncülüğünde oluşturulan, pratikleşen alternatif bir kadın sistemi. Mekanizmasını oluşturacak, araç ve yöntemleriyle kendi sistemini şekillendirecek tamamıyla bağımsız bir kadın örgütlenmesinden bahsediyoruz. Tabi bu 1-2 yıl içerisinde gelişecek bir durum değil ve yürütülen tartışmalar konferansla birlikte tartışma olmaktan çıktı.
 
Konferansta nasıl kararlar alındı ve hangi mesajlar açığa çıktı?
 
1’inci Uluslararası Kadın Konferansı’nın sonuç bildirgesi ve alınan kararlar bu yıl açısından da geçerli. Pandemiden kaynaklı önümüze koyduğumuz hedeflerin hepsini gerçekleştiremedik. Yerele dayalı, dünyadaki tüm kadın mücadelelerinin bir araya geldiği bir ağ kuracaktık. Herkesin kendini sorumlu gördüğü tek bir perspektifle işletilecek bir ağ olacaktı. Kısmi olarak yapıldı. Aldığımız esas kararlardan biri de kadınların ortak direniş cephesini oluşturmak oldu. Ama direniş tek başına yetmez, kendi öz örgütlüğünü, alternatifini de oluşturmak gerektiği fikri açığa çıktı. Başka alternatifin olmadığını dayatan sisteme karşı alternatifin olduğunu ve bu alternatifin sadece kadınlar için değil tüm toplum için bir direniş cephesi olduğunu göstermek gerekiyor. Bu uzun vadeli hedefimiz. Konferansta ayrıca kadınlar olarak, yöntemlerimizi ve araçlarımızı oluşturmazsak var olan sistemi yok edemeyeceğimizi de anladık, bu net bir şekilde açığa çıktı. Dünyanın birçok yerinde kadınların yürüttüğü mücadeleleri sadece selamlayan değil dayanışmayı somutlaştırmaya yönelik karar açığa çıktı. Başka ülkelerde, kıtalarda yürütülen mücadelelerin diğer her yerde sahiplenmesi kararı alındı.
 
Şengal’den kadınlara vize verilmediği için konferansa katılamadılar ama video gönderdiler. Gönderdikleri mesajlarında da bu durumu net bir şekilde belirtiler. Mesajda, ‘Êzidî kadınlar olarak erkek egemen sistemin en kirli yüzü olan DAİŞ’ê karşı verdiğimiz mücadele sadece kendimiz için değil, tüm kadınlar için mücadele verdik ve insanlığı bu beladan kurtardık’ dediler. Diğer yandan Rojava’dan gelen kadınlar, alternatif sistemin hala tehlikelerle saldırılarla karşı karşıya oluğunu, bu sistem oluşturulurken tüm dünyaya umut olduğunu, bu nedenle DAİŞ’in yargılanmasına yönelik talebin tüm kadınlar tarafından sahiplenmesi gerektiğini söylediler. Latin Amerika’dan gelen kadınlar, yürüttükleri toprak mücadelesinden bahsettiler. Bu mücadelenin tüm kadınları ilgilendirdiğini ifade ettiler. Hindistanlı kadınlar yine aynı talepte bulundu.  Ortak mücadelenin şart olduğu net bir şekilde konferansta açığa çıktı ve alınan temel karar bu oldu.  
 
Konferanstaki konuşmanızda, "Geleceğimizi nasıl inşa edeceğimize biz karar veriyoruz. Sistemi kökten yenilgiye uğratacak bir rotaya ihtiyacımız var. Bunun için gücümüzü ve enerjimizi bir yerde biriktirmenin, bu adımı atmanın zamanı geldi" dediniz. Bahsettiğiniz rotaya dair ortak bir irade çıktı mı konferanstan?
 
 
 Kadınlar, rotasını çizdi diyebiliriz. Hedefimiz kurumsallaşmış kadın örgütlenmesi. Demokratik, kolektif bir şekilde mücadele etmenin kurumsallaşması gerekiyor. Kolektif aklı, mücadeleyi bir arada tutacak bir strateji hedefleniyor.
 
Bu konuşmaya şekil veren aslında konferanstaki kadınların heyecanı, kararlılığı ve kendi geleceklerini örmeyi nasıl istediklerinin yalın haliyle açığa çıkmasıydı. Benim açımdan en çarpıcı başlık, ‘nasıl yaşamalı’, ‘nereden başlamalı’ ve ‘ne yapmalı’ başlıklarıydı. Konferansta hakikate gidecek olan cevap, bunun yol ve yöntemlerinin olduğuna dair net irade ve beyan açığa çıktı. Kurmak istediğimiz sisteme, hayallerimize dair yol ve yöntemlerin nasıl olacağını tartışacağız, belirleyeceğiz. Enerjimizi, öz yönetim, alternatif sistem oluşturmak için biriktirmeliyiz. Bize dayatılan sistemleri kökten yok edebilmek için dünyanın birçok yerinde yürütülen mücadeleyi, enerjileri bir araya getirerek, biriktirip köklü bir mücadele yürütmeliyiz. Birinci ve ikinci konferans da bu niteliği taşıyordu. Kuşkusuz kadınlar, bu anlamda rotasını çizdi diyebiliriz. Hedefimiz kurumsallaşmış kadın örgütlenmesi. Demokratik, kolektif bir şekilde mücadele etmenin kurumsallaşması gerekiyor. Kolektif aklı, mücadeleyi bir arada tutacak bir strateji hedefleniyor. Bunlar açığa çıktı ama işimiz daha çok. Bunun ilk adımları atıldı. Şimdiye kadar sistem, bize ne yapmamız gerektiğini söyledi bu konferansla birlikte öz gücümüzü açığa çıkardık ve ne yapmamız, nasıl yapmamız gerektiğine biz karar veriyoruz. Berlin gibi bir yerde hiçbir devletin, uluslararası kurumun ne maddi ne manevi desteğine ihtiyaç olmadan bu konferansı kendi öz gücümüzle gerçekleştirdik. Rotamız budur.
 
MA / Zemo Ağgöz